Türkiye’de adli istatistikler, onur, şeref ve saygınlığa yönelik saldırıların hukuki süreçlere taşınma sıklığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Adalet Bakanlığı UYAP sisteminden alınan verilere göre, her yıl binlerce hakaret suçu ile ilgili şikayet Cumhuriyet Savcılıklarına ulaşmakta ve bu şikayetlerin önemli bir kısmı ceza davasına dönüşmektedir. Toplumda bireylerin birbirine karşı sergilediği tutum ve ifadelerin hukuksal sonuçları olduğunun bilincinde olmak, hem mağduriyetleri gidermek hem de haksız ithamlara maruz kalmamak adına büyük önem taşır. Bu bağlamda, bir hakaret davası açmayı düşünen veya böyle bir durumla karşılaşan her bireyin, süreci doğru yönetebilmek adına belirli kritik bilgilere sahip olması şarttır. Burak Sağlam Hukuk & Danışmanlık olarak, Ankara ilinde, özellikle Etimesgut ve Sincan avukatlık hizmetlerimizle müvekkillerimize yol göstermekteyiz. Bu makalemizde, hakaret davası açmadan önce mutlaka bilmeniz gereken 5 kritik hususu detaylı bir şekilde ele alacağız.
1. Hakaret Suçunun Hukuki Tanımı ve Unsurları Nelerdir?
Hakaret davası açmadan önce, öncelikle hakaret suçunun hukuki tanımını ve unsurlarını doğru bir şekilde anlamak gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu (TCK) bu suçu açıkça tanımlamış ve cezai yaptırıma bağlamıştır. Hakaret suçu, Türk Ceza Kanununun 125. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, cezalandırılır.
Hakaret suçunun temel unsurları şunlardır:
- Onur, Şeref ve Saygınlığın Hedef Alınması: Hakaret fiili, kişinin toplum içindeki itibarını, benlik değerini ve ahlaki kişiliğini hedef almalıdır. Bu, suçun en temel ve ayırt edici unsurudur. Yargıtay kararlarında da sıklıkla vurgulandığı üzere, her türlü kaba veya nezaketsiz söz hakaret teşkil etmeyebilir; sözlerin veya fiillerin rencide edici nitelikte olması aranır.
- Somut Bir Fiil veya Olgu İsnadı / Sövme: Hakaret, iki farklı şekilde işlenebilir. Birincisi, kişiye somut, gerçek veya gerçek dışı bir fiil veya olgu isnat etmektir (örneğin, "hırsız", "rüşvetçi" demek). İkincisi ise, kişinin onur, şeref veya saygınlığını zedeleyecek nitelikte argo, küfür veya benzeri ifadelerle sövmek suretiyle gerçekleştirilmesidir. İsnadın doğru olması bile, hakaret suçunu ortadan kaldırmaz; ancak bazı durumlarda cezanın indirilmesine veya hiç verilmemesine yol açabilir.
- Mağdurun Belirli Olması: Hakaretin yöneltildiği kişinin belirli veya belirlenebilir olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle bir topluluğa yönelik yapılan ve belirli bir kişiyi hedef almayan sözler hakaret sayılmazken, örneğin sosyal medyada bir profil fotoğrafı altında yapılan ve o kişiye yönelik olduğu açıkça anlaşılan yorumlar hakaret teşkil edebilir.
- Kast: Hakaret suçunun oluşabilmesi için failin, mağdurun onur, şeref veya saygınlığını zedelemeyi amaçlayan bir kastının bulunması gerekir. Yani, failin bu sözleri veya fiilleri bilerek ve isteyerek sarf etmiş olması şarttır. Şaka, eleştiri, ağır eleştiri veya düşünce açıklaması gibi durumlar, hakaret kastının bulunmadığı haller olarak değerlendirilebilir. Bu ayrım, davanın seyri açısından kritik öneme sahiptir.
- Aleniyet (Bazı Durumlarda): Hakaret suçu, aleniyet şartı aranmaksızın da işlenebilir. Ancak, hakaretin alenen işlenmesi, yani birden fazla kişi tarafından algılanabilir bir ortamda yapılması halinde, verilecek ceza TCK Madde 125/4 uyarınca artırılır. Örneğin, bir sosyal medya platformunda, herkese açık bir gönderi altında yapılan hakaret, alenen işlenmiş hakaret olarak değerlendirilir.
Bu unsurların her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi ve olayın somut koşullarına göre yorumlanması gerekmektedir. Yıllık ortalama 200.000'i aşkın hakaret davası dosyasının mahkemeler nezdinde işlem gördüğü düşünüldüğünde, bu suçun detaylarını bilmek, atılacak adımların sağlamlığını artıracaktır. Sincan bölgesinde avukatlık hizmeti veren büromuz, müvekkillerimizin bu tür hukuki tanımları doğru anlamasına ve haklarını etkin bir şekilde savunmasına yardımcı olmaktadır.
2. Hakaret Fiiline İlişkin Deliller Nasıl Toplanmalı ve Sunulmalı?
Hakaret davasında başarılı olmanın en kritik adımlarından biri, hakaret fiilini ispatlayacak güçlü ve hukuka uygun delillerin toplanması ve usulüne uygun bir şekilde mahkemeye sunulmasıdır. Delil toplama süreci, davanın sonucunu doğrudan etkileyen bir faktördür ve bu aşamada yapılan hatalar, haklı olsanız bile davanın aleyhinize sonuçlanmasına neden olabilir.
Hakaret suçunun ispatında kullanılabilecek başlıca delil türleri şunlardır:
- Yazılı Deliller: Hakaret içeren ifadelerin yazılı olarak kaydedildiği her türlü belge bu kategoriye girer. Özellikle günümüzde sosyal medya platformları (Facebook, Twitter, Instagram vb.), anlık mesajlaşma uygulamaları (WhatsApp, Telegram vb.), e-postalar, SMS mesajları, internet forumları veya blog yorumları gibi dijital ortamdaki yazışmalar önemli kanıt niteliği taşır. Bu tür yazılı delillerin ekran görüntüleri (screenshot) alınarak, tarih ve saat bilgileriyle birlikte muhafaza edilmesi ve mümkünse noter onaylı tespitler ile güçlendirilmesi tavsiye edilir. Dijital delillerin değiştirilebilir veya manipüle edilebilir olması nedeniyle, orijinal verilerin korunması esastır.
- Ses Kayıtları: Hakaret fiilinin sözlü olarak gerçekleştiği durumlarda, ses kayıtları önemli bir delil olabilir. Ancak, ses kayıtlarının hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması büyük önem taşır. Bir kişinin rızası olmaksızın gizlice ses kaydının alınması, Türk Ceza Kanununun 133. maddesi uyarınca "kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" suçunu oluşturabilir. Yargıtay içtihatlarına göre, hakaret anında mağdurun kendisini korumak amacıyla yaptığı anlık kayıtlar bazen hukuka uygun kabul edilebilirken, önceden planlanmış ve sistematik olarak yapılan kayıtlar genellikle hukuka aykırı bulunur. Bu nedenle, ses kaydı delili sunulurken çok dikkatli olunmalı ve hukuki danışmanlık alınmalıdır.
- Görüntü Kayıtları: Kamera kayıtları, güvenlik kameraları veya cep telefonu ile çekilmiş görüntüler de hakaret fiilini ispatlayabilir. Yine burada da hukuka uygunluk ilkesi geçerlidir. Görüntü kayıtlarının kimlik tespiti, olayın cereyan şekli ve hakaretin aleniyetini ispatlama noktasında kritik rol oynadığı bilinmektedir.
- Tanık Beyanları: Hakaret fiiline tanık olan kişilerin ifadeleri de önemli bir delil teşkil eder. Tanıkların olayı nasıl ve nerede gördüklerini, hakaretin içeriğini ve kim tarafından yapıldığını açıkça beyan etmeleri gerekmektedir. Tanıkların güvenilirliği, mahkeme tarafından değerlendirilir.
- Bilirkişi İncelemesi: Özellikle dijital delillerin doğruluğu veya sahteliği konusunda şüphe duyulduğunda, mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi talep edilebilir. Uzman bilirkişiler, dijital verilerin orijinal olup olmadığını, üzerinde oynama yapılıp yapılmadığını tespit edebilirler.
Delillerin toplanması ve sunulması aşamasında Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri büyük önem taşır. Toplanan delillerin hukuka uygun olması, mahkemede geçerli sayılması için elzemdir. Hukuka aykırı elde edilen deliller, mahkeme tarafından değerlendirmeye alınmayabilir ve bu durum davanın gidişatını olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, delil toplama sürecinde profesyonel hukuki destek almak hayati öneme sahiptir. Ankara ve çevresinde profesyonel avukatlık hizmetleriyle, müvekkillerimizin delil toplama ve sunma süreçlerini en doğru şekilde yönetmelerine yardımcı olmaktayız.
3. Şikayet Süresi ve Zamanaşımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler Nelerdir?
Hakaret davası açmadan önce dikkat edilmesi gereken bir diğer kritik husus, şikayet süresi ve genel zamanaşımı süreleridir. Bu süreler, Türk hukuk sisteminde hak arama özgürlüğünü belirli bir zaman dilimi ile sınırlayan ve yargılamanın etkinliğini sağlayan temel prensiplerdir. Sürelerin kaçırılması, hakaret fiilinin ispatlanabilse dahi davanın reddine yol açabilir.
Hakaret suçu, Türk Ceza Kanununun 73. maddesi uyarınca şikayete tabi suçlardandır. Bu durum, suçun soruşturulması ve kovuşturulması için mağdurun veya suçtan zarar görenin şikayette bulunmasının zorunlu olduğu anlamına gelir. Şikayet süresi, yasanın belirlediği sınırlar içinde kalmak zorundadır:
- Şikayet Süresi: Hakaret suçu mağduru, hakaret fiilini ve failini öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayette bulunmak zorundadır. Bu süre, hakaret fiilinin işlendiği tarihten itibaren değil, mağdurun faili ve fiili öğrendiği tarihten itibaren başlar. Örneğin, sosyal medyada bir hakaret içeren paylaşımı 2 ay sonra fark eden bir kişi için 6 aylık süre bu fark ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Eğer hakaret fiilini işleyen birden fazla kişi varsa ve mağdur bu kişilerden sadece birini öğrenmişse, diğerlerini sonradan öğrendiği takdirde her bir fail için ayrı ayrı 6 aylık şikayet süresi işlemeye başlar. Bu süre hak düşürücü bir süredir; yani bu süre geçtikten sonra yapılan şikayetler hukuken geçersiz sayılır ve soruşturma başlatılmaz.
- Dava Zamanaşımı: Şikayet süresiyle karıştırılmaması gereken bir diğer kavram ise dava zamanaşımı süresidir. Hakaret suçu için genel dava zamanaşımı süresi Türk Ceza Kanununun 66. maddesi uyarınca 8 yıldır. Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren başlar. Eğer 6 aylık şikayet süresi içinde şikayette bulunulmuş ve soruşturma/kovuşturma başlamışsa, bu davanın 8 yıl içinde sonuçlandırılması gerekir. Ancak, Yargıtay içtihatları, şikayet süresi dolduktan sonra dava zamanaşımı süresi içinde dahi olsa şikayetin dikkate alınmayacağını açıkça belirtmektedir. Yani, öncelik her zaman 6 aylık şikayet süresine verilmelidir.
- Sürelerin Hesaplanması: Sürelerin doğru hesaplanması, hak kaybı yaşamamak adına büyük önem taşır. Bu süreler, olayın öğrenildiği günü takip eden günden itibaren başlar ve son günün mesai bitiminde sona erer. Eğer son gün resmi tatile denk gelirse, süre tatili takip eden ilk iş gününün mesai bitimine kadar uzar.
Bu sürelerin doğru tespiti ve takibi, hukuki sürecin sağlıklı ilerlemesi için temel bir adımdır. Türkiye'de Adalet Bakanlığı verilerine göre, her yıl şikayet sürelerinin kaçırılması nedeniyle binlerce dosyanın takipsizlikle sonuçlandığı veya davanın reddedildiği görülmektedir. Bu durum, mağdurlar açısından önemli hak kayıplarına yol açmaktadır. Etimesgut ilçesinde hukuki destek arayanlar için uzman avukat kadromuz, müvekkillerimizin bu tür süre kısıtlamaları hakkında detaylı bilgiye sahip olmasını ve zamanında doğru adımları atmasını sağlamaktadır.
4. Hakaret Davasının Ceza ve Tazminat Boyutları Nelerdir?
Hakaret davası, genellikle iki ana hukuki boyutu içerir: ceza hukuku ve tazminat hukuku. Bu iki boyut, mağdurun hem cezai hem de hukuki anlamda tatmin olmasını sağlamayı amaçlar ve ayrı ayrı veya birlikte talep edilebilir.
- Ceza Hukuku Boyutu:
- Cezai Yaptırımlar: Hakaret suçunun cezai boyutu, Türk Ceza Kanununun 125. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, hakaret suçunu işleyen kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Suçun niteliğine, işleniş biçimine, aleniyet durumuna ve mağdurun konumuna göre bu cezalar farklılık gösterebilir. Örneğin, hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza artırılır (TCK Madde 125/4). Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde de ceza artırılır (TCK Madde 125/3).
- Yargılama Süreci: Şikayet üzerine Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma başlatılır. Toplanan deliller ve ifadeler neticesinde yeterli şüpheye ulaşılırsa, Cumhuriyet Savcısı tarafından iddianame hazırlanır ve ceza davası açılır. Bu dava, Asliye Ceza Mahkemesinde görülür. Mahkeme, delilleri değerlendirerek failin suçlu olup olmadığına karar verir. Suçlu bulunması halinde, yukarıda belirtilen cezai yaptırımlar uygulanır.
- Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Cezayı Kaldıran Haller: TCK Madde 129, hakaret suçunda bazı özel düzenlemeler getirmiştir. Örneğin, haksız bir fiile tepki olarak hakaret edilmesi (haksız tahrik) veya karşılıklı hakaret durumlarında ceza indirilebilir veya hiç verilmeyebilir. İsnadın ispatı, yani isnat edilen somut fiilin doğru olduğunun ispatlanması da bazı durumlarda ceza verilmemesine yol açabilir. Ancak bu ispat, ancak kamu yararı gerektiren ve ispat külfeti altındaki hallerde mümkündür.
- Tazminat Hukuku Boyutu (Manevi Tazminat Davası):
- Manevi Tazminatın Niteliği: Hakaret fiili nedeniyle kişilik hakları zedelenen kişi, uğradığı manevi zararın giderilmesi amacıyla manevi tazminat davası açabilir. Bu dava, Türk Borçlar Kanununun 58. maddesine dayanır. Manevi tazminat, mağdurun duyduğu üzüntü, elem ve yıpranmanın bir nebze olsun telafi edilmesi amacını taşır; bir zenginleşme aracı değildir.
- Ayrı Bir Dava: Ceza davası ile manevi tazminat davası birbirinden bağımsızdır. Ceza davası sonucunda failin beraat etmesi, her zaman tazminat davasının da reddedileceği anlamına gelmez. Çünkü ceza hukukunda "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi geçerli iken, tazminat hukukunda daha geniş bir ispat serbestisi ve farklı bir değerlendirme yapılır. Ancak, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı, hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir. Yani, bir kişi ceza mahkemesinde hakaretten mahkum olursa, hukuk mahkemesinde de hakaret fiilinin gerçekleştiği kabul edilir ve tazminata hükmedilmesi kolaylaşır.
- Tazminat Miktarı: Manevi tazminat miktarı, hakaretin niteliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, olayın meydana geliş şekli, hakaretin aleniyeti gibi faktörler göz önünde bulundurularak mahkeme tarafından takdir edilir. Yargıtay içtihatları, manevi tazminatın hem caydırıcı hem de telafi edici olması gerektiğini vurgular. Sincan avukatlık büromuzda müvekkillerimizin haklarını korurken, adil bir tazminat talep edilmesi konusunda gerekli hukuki stratejileri belirliyoruz.
- Dava Süreci: Manevi tazminat davası, Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılır. Bu davanın zamanaşımı süresi, fiilin ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır (Türk Borçlar Kanunu Madde 72).
Her iki hukuki boyut da kendine özgü usul ve esaslara sahiptir. Mağduriyet yaşayan bir kişinin, hem cezai hem de tazminat hukuku açısından haklarını eksiksiz bir şekilde araması için uzman bir avukattan destek alması büyük önem taşır. Bu, sürecin doğru yönetilmesini ve hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlar.
5. Uzlaşma ve Arabuluculuk Süreçleri Hakaret Davasında Nasıl İşler?
Hakaret davası açmadan önce dikkate alınması gereken modern hukuki mekanizmalardan biri de uzlaşma ve arabuluculuk süreçleridir. Türk Ceza Muhakemesi Hukuku, belirli suç türlerinde tarafların yargılama öncesinde veya yargılama sırasında anlaşarak uyuşmazlığı çözmelerine imkan tanımaktadır. Hakaret suçu da bu kapsamda değerlendirilen suçlardan biridir.
Uzlaşma, Ceza Muhakemesi Kanununun 253. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, kural olarak şikayete bağlı suçlar uzlaşma kapsamındadır. Hakaret suçu da şikayete bağlı bir suç olduğundan, uzlaşma kurumunun uygulanabileceği suçlar arasında yer alır. Ancak, hakaretin nitelikli halleri (örneğin, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı veya alenen işlenmesi) uzlaşma kapsamından çıkarılabilir veya uzlaşma şartları değişebilir. Yıllık ortalama 70.000'den fazla ceza dosyasında uzlaşma müessesesinin uygulandığı göz önüne alındığında, bu sürecin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Uzlaşma süreci genel olarak şu şekilde işler:
- Uzlaşma Teklifi: Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma aşamasında veya mahkeme kovuşturma aşamasında, hakaret suçuyla ilgili dosyayı uzlaştırma bürosuna gönderir. Uzlaştırmacı, taraflara uzlaşma teklifinde bulunur. Teklifin kabul edilmesi halinde süreç başlar.
- Uzlaştırmacının Rolü: Uzlaştırmacı, tarafsız bir üçüncü kişi olarak mağdur ve şüpheli/sanık arasında iletişimi sağlar. Amacı, tarafların kendi aralarında anlaşarak uyuşmazlığı çözmelerine yardımcı olmaktır. Uzlaştırmacı, tarafların haklarını ve yükümlülüklerini anlatır, ancak herhangi bir dayatmada bulunamaz.
- Uzlaşmanın İçeriği: Uzlaşma, genellikle mağdurun zararının giderilmesi (örneğin, özür dileme, belirli bir miktar para ödeme, bir bağış yapma) veya taraflar arasında gelecekte benzer olayların yaşanmasını önleyici tedbirler alınması şeklinde gerçekleşebilir. Anlaşma şartları tarafların serbest iradesiyle belirlenir.
- Uzlaşmanın Sonuçları: Eğer taraflar uzlaşma sonucunda anlaşmaya varırsa ve bu anlaşma uzlaştırmacı tarafından rapor haline getirilerek Cumhuriyet Savcılığına veya mahkemeye sunulursa, davanın düşmesine karar verilir. Bu durumda, şüpheli hakkında kamu davası açılmaz veya açılmış dava düşer, failin adli sicil kaydına bu suç işlenmiş olarak geçmez. Bu, özellikle fail açısından önemli bir avantajdır.
- Uzlaşmanın Başarısız Olması: Eğer taraflar uzlaşma teklifini reddeder veya uzlaşma görüşmeleri sonucunda bir anlaşmaya varılamazsa, soruşturma veya kovuşturma kaldığı yerden devam eder.
Arabuluculuk müessesesi ise daha çok özel hukuk uyuşmazlıklarında (tazminat gibi) yaygın olarak kullanılan bir yöntem olup, ceza hukuku anlamında hakaret davalarında "uzlaşma" kurumu öncelikli olarak uygulanmaktadır. Ancak, hakaret nedeniyle açılan manevi tazminat davalarında arabuluculuk, dava şartı olarak öngörüldüğünden, dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur.
Uzlaşma, hem yargı sisteminin yükünü azaltması hem de taraflar arasında daha barışçıl ve hızlı çözümler sunması nedeniyle önemli bir alternatiftir. Özellikle taraflar arasında husumetin derinleşmesini istemeyen kişiler için uzlaşma, etkili bir yol olabilir. Ankara avukatları arasında hukuki danışmanlıkta öne çıkan Burak Sağlam Hukuk & Danışmanlık, müvekkillerine uzlaşma sürecinin tüm detaylarını aktararak, bu yolu kullanmanın faydalarını ve risklerini değerlendirmelerine yardımcı olmaktadır. Sincan bölgesinde hukuki çözümler sunan avukatlarımız, uzlaşma görüşmelerinde müvekkillerini temsil ederek en iyi sonuca ulaşmalarını sağlamaktadır. Etimesgut'ta faaliyet gösteren Burak Sağlam Hukuk & Danışmanlık, bu süreçlerde müvekkillerine doğru ve etkili hukuki rehberlik sunmaktadır.
Sonuç ve Tavsiyelerimiz
Hakaret davası açma süreci, Türk Ceza Kanunu ve ilgili diğer yasal düzenlemeler çerçevesinde oldukça teknik ve detaylı bir alandır. Başarılı bir hukuki süreç yönetimi için hakaret suçunun doğru anlaşılması, hukuka uygun ve güçlü delillerin toplanması, şikayet ve zamanaşımı sürelerine riayet edilmesi, ceza ve tazminat boyutlarının ayrımının yapılması ve uzlaşma gibi alternatif çözüm yollarının doğru değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Hakaret fiili nedeniyle mağduriyet yaşayan kişilerin, haklarını tam ve eksiksiz bir şekilde arayabilmeleri için bu beş kritik hususu göz önünde bulundurmaları elzemdir.
Tavsiyemiz: Haklarınızın korunması ve hukuki sürecin en doğru şekilde yönetilmesi için uzman bir avukattan profesyonel destek alın. Burak Sağlam Hukuk & Danışmanlık olarak, Ankara'da, özellikle Sincan ve Etimesgut bölgelerinde hakaret davaları başta olmak üzere ceza hukuku alanında müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve temsil hizmetleri sunmaktayız. Hukuki süreçlerin karmaşıklığı karşısında yalnız kalmamanız ve en etkin çözümlere ulaşmanız için yanınızdayız.
AVUKAT | BURAK SAĞLAM
Sık Sorulan Sorular
Hakaret suçu şikayetten vazgeçme ile düşer mi?
Evet, hakaret suçu şikayete tabi bir suç olduğu için, mağdur şikayetinden vazgeçerse kamu davası düşer. Bu durum, Türk Ceza Kanununun 73. maddesinde açıkça belirtilmiştir. Şikayetten vazgeçme, soruşturma aşamasında savcılığa veya kovuşturma aşamasında mahkemeye dilekçe ile bildirilebilir.
Sosyal medyada yapılan hakaretler için nasıl dava açılır?
Sosyal medyada yapılan hakaretler için dava açmak için öncelikle hakaret içeren paylaşımların ekran görüntüleri (screenshot) alınmalı, linkleri ve tarih bilgileri kaydedilmelidir. Mümkünse bu deliller noter aracılığıyla tespit ettirilmelidir. Ardından, bu delillerle birlikte Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur. Suç duyurusunda, hakareti yapan kişinin kimlik bilgilerinin (profil adı, kullanıcı adı gibi) belirtilmesi önemlidir. Cumhuriyet Savcılığı, gerekli görürse bilişim uzmanlarından destek alarak failin kimliğini tespit etmeye çalışır ve soruşturmayı başlatır. Burak Sağlam Hukuk & Danışmanlık olarak, bu tür dijital delillerin toplanması ve sunulması konusunda müvekkillerimize rehberlik sağlamaktayız.
Hakaret davasında manevi tazminat miktarı nasıl belirlenir?
Manevi tazminat miktarı, hakaretin içeriği, niteliği, aleniyeti, mağdurun ve failin sosyal ve ekonomik durumu, olayın meydana geliş şekli gibi birçok faktör göz önünde bulundurularak mahkeme tarafından takdir edilir. Yargıtay içtihatları, manevi tazminatın hem mağdurun çektiği acıyı ve üzüntüyü bir nebze olsun telafi etmesi hem de fail için caydırıcı bir etki yaratması gerektiğini belirtir. Ancak bu miktar, mağdurun zenginleşmesine yol açacak derecede yüksek olmamalıdır. Her somut olay kendi özelinde değerlendirilir ve tazminat miktarının belirlenmesinde hakkaniyet ilkesi esas alınır.

